Kültür Medeniyet Vakfının
(KÜME) "ODAK"
projesi çerçevesinde, Anadolu Ajansı ile Rami Kütüphanesinin işbirliğiyle hazırlanan "Kültür Sanatın İzinde: Etkinlikten Hafızaya" programı, "Koleksiyonu Harekete Geçirmek" başlıklı oturuma ev sahipliği yaptı. Karaköy Palas'taki buluşmada arşiv ve koleksiyonların mevcut durumu değerlendirilirken, kamusal koleksiyonlara ulaşma olanakları ve dijitalleştirme çalışmaları üzerinde duruldu.
Moderatörlüğünü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Dr. Habil Sağlam'ın yaptığı programda, Rami Kütüphanesi Basın ve Dış İlişkiler Müdürü Ramazan Aktemur, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Kültür ve Turizm Uzmanı Emrah Keskin, Marmara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç.
Dr. Mehlika Karagözoğlu Aslıyüksek, Beyazıt Devlet Kütüphanesi Müdürü Ramazan Minder ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Müdürü Ayhan Kaygusuz konuşmacı olarak yer aldı. "Kütüphane kaynaklarını bir muhafız olarak korumak bir kütüphaneci için görevdir" Beyazıt Devlet Kütüphanesi Müdürü Minder, yaptığı değerlendirmede kütüphanelerin sadece kitap basılan veya raflarında kitap bulunan yerlerden oluşmadığını belirterek, bu mekanların sahip oldukları zengin sanat ve arşiv koleksiyonları sayesinde kültür merkezi niteliği taşıdığını ifade etti.
Minder, Batı'nın büyük kütüphanelerinde görüldüğü üzere Türkiye'deki Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Milli Kütüphane ve Atatürk Kitaplığı gibi derleme ve ihtisas kütüphanelerinde de kitaplarla gazetelerin yanında haritaların, kartpostalların, fotoğraf arşivlerinin, ressamlara ait orijinal tabloların ve gravürlerin bulunduğunu anlattı; bu zengin sanat materyallerine değinirken geçmiş deneyimlerinden hareketle kütüphane koleksiyonlarıyla müze envanterlerinin eş güdüm içinde çalışmasının taşıdığı önemi vurguladı.
Arşivciliğin yalnızca malzemeleri depolarda saklamak anlamına gelmediğini kaydeden Minder, bu hazinelerin gerçekten korunabilmesinin görünür hale getirilmelerine bağlı olduğunu söyledi. Konuşmasında dijitalleşme çalışmalarını ve dijital çağın beraberinde taşıdığı çelişkileri de değerlendiren Minder, yüzyıllar öncesinden kalan bir mektuba, karta ya da fotoğrafa kolayca ulaşılabildiğini, buna karşılık bugünün dijital mecralarında oluşturulan verilerin gelecekte büyük bir "karanlık dönem" olarak tanımlanabileceğini belirterek uyarıda bulundu.
Dijital verilerin kalıcı olmaması karşısında, fiziksel arşivlerle basılı eserlerin taranıp kütüphane kayıtlarına dahil edilmesinin hayati nitelikte olduğunu vurgulayan Ramazan Minder, şöyle konuştu: "Kütüphane kaynaklarını bir muhafız olarak korumak bir kütüphaneci için görevdir. Fakat korumak sadece onu depo ortamında muhafaza etmek değildir.
Bunun görünür hale getirilmesi gerekiyor. Yani sizin elinizde bir hazine var, fakat bu gizli bir hazine, kimse bunu bilmiyor. Bizim yaptığımız, bu gizli hazineleri ortaya çıkarmaktı." "Önemli biri yarın bir gün vefat ettiğinde telefonunu mu alacağız fotoğraflar için" İSAM Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Müdürü Ayhan Kaygusuz, bilginin çoğalması ve geniş kitlelere erişmesi bakımından matbaanın icadıyla 1990'lardaki internet devriminin birer dönüm noktası olduğunu ifade ederek, insanlığın bugün elinde bulunan zengin kaynaklara karşın gazete ve dergi arşivlerinin uluslararası standartlara uygun biçimde dijitalleştirilip araştırmacıların masasına ulaştırılamamasını ortak bir eksiklik olarak değerlendirdi.
Dijital dönemin arşivcilik alanına yeni ve büyük sorular taşıdığına değinen Kaygusuz, düşüncelerini şu sözlerle aktardı: "Aklımdaki soru şu, o eski nesle ait olmayan, bugünlerde yaşayan önemli biri, yarın bir gün vefat ettiğinde telefonunu mu alacağız fotoğraflar için, mail hesabını mı alacağız mektupları için? Çünkü mektup yok ortada, ancak e-mail mesajları var.
Nasıl biriktireceğiz o kişinin çalışmalarını? Bunu bilmiyorum. Dolayısıyla bu konuda bir çözümün üzerinde düşünmemiz lazım.
Bugün de yaşayan çok kıymetli şahsiyetlerimiz, ilim adamlarımız, sanatçılarımız var ve bunların bir kısmı giderek matbuattan kopup dijitalleşiyorlar." Kaygusuz ayrıca, kurumsal arşivlerin yanı sıra kişisel arşivlerin de uluslararası standartlara uygun ve yapay zekanın işleyebileceği formatlarda dijital ortama aktarılması, ardından bütün araştırmacıların kullanımına sunulması gerektiğini belirtti.
"Herhangi bir şey, 10, 15 veya 20 yıl tematik bir çalışmaya dönüşebilir" Kültür ve Turizm Uzmanı Emrah Keskin, derleme çalışmalarının eserlerin fiziksel halleriyle sınırlı olmadığını, dijital nüshalarını da kapsadığını söyledi. Milli Kütüphanede yürütülen dijitalleştirme çalışmalarını anlatan Keskin, telif açısından sorun taşımayan eserlerin dijital ortama aktarılıp Milli Dijital Kütüphane projesi aracılığıyla yaklaşık 13 noktada vatandaşların kullanımına açıldığını belirterek, kütüphanede bugüne dek dijitalleştirilen poz sayısının yaklaşık 30 milyona ulaştığının altını çizdi.
Kütüphanelerin sunduğu hizmetlerin yalnızca depolama ya da muhafaza etme yaklaşımıyla sınırlandırılmaması gerektiğine işaret eden Keskin, arşivlerdeki malzemelerin halka ulaştırılmasının ve toplumda okuma kültürünün oluşmasına katkıda bulunmasının önemini şu ifadelerle anlattı: "Fiziksel olarak bir şeyi bulundurmak kıymetli bir iştir, doğrudur.
Ancak bunu vatandaşa ulaştırabilmek ve bunun üzerinden tekrar bir geri okuma yapabilmek oldukça kıymetli. Bugün çok kıymetli olmadığını düşündüğümüz herhangi bir şey, 10, 15 veya 20 yıl sonra, o alanda tematik bir çalışmaya dönüşebilir." Elektronik derleme sistemi aracılığıyla basılı yayınların dijital kopyalarının da süratle sisteme dahil edildiğini aktaran Keskin, temmuz ayından itibaren sayının 170 bine yükseltildiğini ifade ederek, telif konusundaki hassasiyetler dikkate alınmak suretiyle dijital dünyanın gelecekteki risklerine karşı söz konusu altyapının kararlı biçimde geliştirileceğini bildirdi.
"Rami Kütüphanesi'nde şu anda 9 milyonun üzerinde kullanıcı sayısına eriştik." Rami Kütüphanesi Basın ve Dış İlişkiler Müdürü Ramazan Aktemur, konuşmasında arşivlere ve kütüphanelere ulaşım konusunda geçmişten bugüne süren tartışmalara değindi. Geçmişte Topkapı Sarayı'ndaki el yazması kaynaklardan yararlanma imkanının belirli bir yaşın üzerindeki araştırmacılarla sınırlandığını ve bu konuda seçici bir yaklaşım benimsendiğini anlatan Aktemur, "Her bilgi herkese verilmeli mi ya da bilgiye erişim kolaylaştığında değer aynı oranda devam eder mi?" soruları çevresinde şekillenen eski tartışmaları dinleyicilere aktardı.
Ocak 2023'te hizmet vermeye başlayan Rami Kütüphanesi'nin büyük ölçekli yapısını ve geçirdiği dönüşümü vurgulayan Aktemur, şu ifadeleri kullandı: "Yaklaşık 36 bin metrekare kapalı alanı var. 51-52 bin metrekare ilk avlusuyla büyük bir kütüphane. Biz burayı doldurabilecek miyiz?
Yani sadece klasik kütüphanelerdeki öğrencilerin ödev için fotokopi alması ya da oturup ders çalıştığı kütüphane mi olacak? Yoksa burası toplumun her kesimine dokunan bir kütüphane mi olacak? Bunlarla ilgili çekincelerimiz vardı.
Ama Allah'a şükürler olsun şu anda 9 milyonun üzerinde kullanıcı sayısına eriştik." Avrupa'nın en büyük restorasyon ve konservasyon atölyesinin de Rami Kütüphanesi içinde yer aldığını belirten Aktemur, düzenlenen çocuk bienalleri, aile festivalleri ve 20'ye yakın el yazması sergisi sayesinde kütüphanenin bireysel çalışmayla sınırlı bir mekan olmaktan çıkıp ailelerle toplumun tüm kesimlerini bir araya getiren bir buluşma yerine dönüştüğünü ifade etti.
"Kültürlü insan suç işlemez" Doç. Dr. Mehlika Karagözoğlu Aslıyüksek de kütüphaneciliğin geçmişini ve kütüphanelerin değişen işlevlerini geniş kapsamlı biçimde ele aldı.
Aslıyüksek, dünyada halk kütüphanelerinin 1850'li yıllardan başlayarak vergi muafiyetleri ve hayırseverlerin katkıları sayesinde hızlı biçimde yaygınlaştığını anlatarak şu sözleri dile getirdi: "Kültürlü insan, okuyan insan, topluma uyumlu insandır. Kültürlü insan suç işlemez, tıpkı bizim 1940'larda, 1950'lerde İncirlik Kütüphanesi'nin görev yaptığı örgütte hiç yüz kızartıcı suç işlenmemesi gibi." Günümüzde kütüphanelerin dar ve sessiz çalışma salonu olma niteliğini geride bırakarak bebeklerden yaşlılara bütün bireylerin sosyalleşmesine imkan tanıyan "üçüncü mekanlar"a dönüştüğünü vurgulayan Aslıyüksek, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: "Artık kütüphaneler insanların vakit geçirmek için çocuklarıyla birlikte gittikleri bir mekana dönüşüyor.
Müzik aletlerini deneyimleyebildikleri, salonları kullanabildikleri bambaşka mekanlar oluyor." Aslıyüksek ayrıca, kütüphanecilerin alışılmış görevlerinin ötesine geçmesi gerektiğini belirterek, sağlık sisteminde aile hekimlerinin üstlendiği role benzer biçimde toplumu ve okuma kültürünü yakından izlemeleri gerektiğini ifade etti.


